Bir Sevdadır Karakoçan! |Güncel

Doğu ve Guneydoğu'da Bayram programları iptal edildi   Polis Van'da terör estiriyor   U2 Fehmi Tosun için söyledi   Rotinda'yı öldüren büyük ihmal   Türk Devletinden Kürtlere Ramazan Hediyesi : 9 şehit   Bütün bayram programları iptal   Yalçın Küçük: "Dersim'i, CHP ve Türk Devleti yaptı"   Küçük Amerika Büyük Amerikaya karşı   "Kur'an Yakma" gerginliği tırmanıyor   Onların hayatı hep mevsimlik!   MHP, BDP ve Osmanlı Milliyetçiliği!   Ruken çocuk değil mi?   İrlanda'lı rock grubu U2, Diyarbakır'lı Hanım Tosun ile görüştü   Erbakan'a EVET demesi için şantaj mı yapıldı?   Foto Vedat'tan Karakoçan resimleri   Ahmet Türk, Talabani ile görüştü!   Göç mağduru seyyar satıcıya belediye zulmü!   Diyarbakır mitingine 'Özerk Kürdistan' damgasını vurdu   Diyarbakır Adliyesi'nde 2 kız kardeşe polis işkencesi   Himanlilar Derneği İftar Yemeği verdi   'Hayır' kılpayı önde!   Elazığ'a Üzücü Haber   Ağrı dağındaki buzullar eriyor   'Dersim yanıyor, hey insanlık neredesin?'   Türkan Şoray'dan aşk itirafı   Erdoğan sultanlığı ve düşkün Kürtler   Kürtlere karşı 'Baas taktikleri'   Bir Kürt askere daha "intihar" dendi   Zılgıt yok mu?   "Cumartesi Anneleri", Başbakan Ve Dersim
haber ekleme rehberi
  • Anasayfa
  • Karakoçan Haberleri
  • Karakoçan Köyleri
  • Kariyer Listesi
  • Foto Album
  • Video Serke
  • Yeni Foto Galery
  • iz Bırakanlar
  • FoRum
  • MMC Tv
  • reklam-iletisim
Anasayfa arrow Dost Linkler
Perşembe, 09 Eylül 2010

Doğu ve Guneydoğu'da Bayram programları iptal edildi

 

Hakkari'de Türk ordusunun imha operasyonu sonucu çıkan çatışmada 9 HPG gerillasının yaşamını yitirmesi nedeniyle Van ve Hakkari'de bayram programları iptal edildi.

 Polis Van'da terör estiriyor

 

Hakkari'nin Aksu Köyü Bileh û Binevşan bölgesinde çıkan çatışmada yaşamını yitiren 9 HPG'li için BDP Van İl Binası önünde basın açıklaması yapıldı. Açıklamaya BDP Van Milletvekilleri Fatma Kurtulan ve Özdal Üçer ile sivil toplum örgütü temsilcilerinin de aralarında bulunduğu binlerce kişi katılırken açıklamadan sonra yürüyüşe geçmek isteyen kitleye polisin müdahalesi sert oldu.

U2 Fehmi Tosun için söyledi

 

İstanbul konserinde ‘’Bu ülkede ne olduğu tüm dünyayı ilgilendiriyor’’ mesajını veren U2, Fehmi Tosun’un adını da şarkıyla onbinlere hatırlattı.

 

Rotinda'yı öldüren büyük ihmal

Diyarbakır'da bisikletten düşen 12 yaşındaki Rotinda şiddetli karın ağrısı şikayetiyle 4 hastaneye başvurmasına rağmen teşhis konulamadı. Doktorların 'psikolojik' olduğunu söyleyerek eve gönderdikleri küçük Rotinda 15 dakika sonra öldü. Yapılan otopside, çocuğun bağırsağının delindiği ortaya çıktı

Bütün bayram programları iptal

 

Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), eylemsizlik kararına rağmen, Hakkari kırsalında 9 HPG gerillasının yaşamını yitirmesine neden olan askeri operasyonu protesto etmek amacıyla, Ramazan Bayramı nedeniyle yaptığı bütün programları iptal ettiğini açıkladı.

Yalçın Küçük: "Dersim'i, CHP ve Türk Devleti yaptı" 

 

Dersim Soykırımı’nı “Her Devrim’de olur”diye meşrulaştıran  Yalçın Küçük, “Dersim ’i CHP ve Türk Devleti yaptı” dedi. Ulusal Kanal’da yayınlanan video’yu yazının devamında izleyebilirsiniz.

Küçük Amerika Büyük Amerika’ya karşı

 

Ayşe Hür  , Taraf

 

 Türkiye dünyada Amerikan düşmanlığının en yüksek olduğu ülkelerin başında geliyor. 1960’lardan itibaren Kıbrıs sorunu ile ilintili olarak ortaya çıkan bu soğukluk 2003 Irak Savaşı sırasında zirveye ulaşmış, Obama’nın seçilmesinden sonra inişe geçmişti. Türkiye’nin İsrail ve İran politikaları yüzünden yaşanan gerginlikleri aşmak için birkaç Türk heyetinin ABD’ye gitmesi, son olarak da ABD Genelkurmay Başkanı Mullen’in, ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi sırasında köprü olma konusunu görüşmek için Türkiye’ye gelmesini bahane ederek, bu haftayı 1939-1980 arası Türk-Amerikan ilişkilerine ayırdım.

"Kur'an Yakma" gerginliği tırmanıyor

 

 ABD'de 11 Eylül anma törenleri öncesi ortam gergin. Floridalı bir rahibin anma törenleri sırasında Kuran-ı Kerim yakacağını açıklamasına ABD'nin Afganistan'daki komutanı General David Petraeus tepki gösterdi. Petraeus, "Askerlerimizi ve Afganistan'daki çabalarımızı tehlikeye atar" dedi.

Onların hayatı hep mevsimlik!

 

Mevsimlik işçi olmanın zorluğunu daha derin yaşayan kadınlar, hem tarlada hem çadırda gün boyu durmadan çalışıyor. Yaz aylarında elde ettikleri kazanç ile yılın bütün giderlerini karşılamaya çalışan kadınlar, zorlu yaşamın belkemiğini oluşturuyor.

MHP, BDP ve Osmanlı Milliyetçiliği!

 

Bilindiği üzere, MHP; “Türk Milliyetçiliği ve Türk-İslam ülküsünü savunan milliyetçi-ülkücü bir siyasi partidir”. Kurulduğu ilk günden beri milliyetçilik, ırkçılık ve Türklük gururu(!) gibi kaynaklardan beslenir. Bahçeli’nin deyimiyle “Milli şuurla zenginleşmiş”, bütünleşmiş bir partidir.

Ruken çocuk değil mi?

 

Tahliye edilmeyen onlarca çocuktan birisi olan 16 yaşındaki Ruken E., Bakırköy Cezaevi’nde 6 aydır adli mahkumlar içinde tutuluyor. Hakkında yaşı kadar ceza istenen Ruken, “Yasa çıktı diyorlar ama bizi serbest bırakmadılar. Bizi çocuktan saymıyorlar galiba” diye sordu. TMK’daki değişiklik kapsamında sınırlı sayıda çocuk serbest kalırken, özellikle batı illerinde TMK kapsamında yargılanan çocuklar ciddi ayrımcılığa maruz kalıyor. Sadece İstanbul’da, TMK’dan 27 erkek ve 5 kız çocuğu hala tutuklu. Bunlardan birisi de Bakırköy Kadın Cezaevi’nde tutulan Ruken E. isimli çocuk. Mart ayından ‘yasa dışı gösteriye katıldığı’ gerekçesiyle Fatih’te bulunan evine yapılan baskınla gözaltın alınarak tutuklanan Ruken hakkında ‘örgüt üyesi olmak’ ve ‘suç ve suçluyu övmek’ suçlarından İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nden dava açıldı. Cezaevinde adli mahkumların koğuşunda tutulan Ruken, koğuştan çıkarılması için yaklaşık iki hafta açlık grevi yaptı ancak sonuç alamadı. Hala adli koğuşta tutulan ve ruh sağlığının iyi olmadığı avukatları tarafından bildirilen Ruken’in dosyası TMK değişikliğinin ardından çocuk mahkemesine gönderildi ancak serbest bırakılmadı. 

İrlanda'lı rock grubu U2, Diyarbakır'lı Hanım Tosun ile görüştü

 

İrlanda'lı rock grubu U2, gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun'un eşi Hanım Tosun ile görüştü.

1997 yılında çıkarılan "Pop" albümünde, gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun'u hatırlatan U2 ve Hanım Tosun İstanbul'da bir araya geldi. Grubun Atatürk Olimpiyat Stadı'nda verdiği konser öncesinde kısa bir görüşme yapıldı. 

Erbakan'a EVET demesi için şantaj mı yapıldı?

 

Yargıtay'ın "Kayıp Trilyon" davasıyla ilgili kararı 2 Ağustosta gazetelerde "Erbakan'a icra ve hapis şoku" başlığıyla yayımlandı, ama kararın uygulanması AKP'nin elindeki Maliye Bakanlığına bağlıydı.

 

Ahmet Türk, Talabani ile görüştü!

 

Kapatılan DTP'nin eski genel başkanı Ahmet Türk ile eski milletvekili Aysel Tuğluk başkanlığındaki, Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) ile Demokratik Toplum Kongresi (DTK) heyeti, Kuzey Irak'ın Süleymaniye kentinde Irak Devlet Başkanı Celal Talabani ile görüştü.

Göç mağduru seyyar satıcıya belediye zulmü!

 

 Ömer Karaman İstanbul Beyoğlu’nda yaşayan ve seyyar satıcılık yapan bir Kürt. Devlet deyim yerindeyse ‘güllük gülistanlık’ yaşadığı köyünü yakınca çocuklarını da yanına alarak önce Ankara’ya göç etti. Ankara’da bir inşaatın son katından düşünce fiziki yaşamı felce uğradı ve o da bir iş bulurum diye Kürt göçünün mekanı İstanbul’a göç etti. İş aradı bulamayınca son çareyi seyyar satıcılıkta buldu. Tam boğazlarına ekmek girmeye başladı bu kez de AKP’li Beyoğlu Belediyesi’nin zabıta zulmüne uğradı.

 

Giriş / Login






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Su İntifadası: Akdeniz'de Yazılan Tarih - 2 PDF Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 0
Kötüİyi 
Cuma, 25 Haziran 2010

Su İntifadası: Akdeniz’de Yazılan Tarih - 2 

 

İbrahim Sediyani  

 

   “Gerek yaya olarak, gerek taşıtlar üzerinde, Allâh yolunda sefere çıkın. Mallarınızla, canlarınızla Allâh yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Eğer içinde yakın bir dünya menfaati bulunsaydı veya kolay bir yolculuk olsaydı (sefere katılmayan münafıklar da) mutlaka sana uyarlardı. Fakat meşakkatli yol, onlara uzak geldi. Gerçi onlar, ‘Eğer gücümüz yetseydi, elbette sizinle beraber bu yolculuğa çıkardık’ diye Allâh’a yemin edeceklerdir. Onlar kendilerini helaka sürüklüyorlar. Allâh biliyor ki onlar kesinlikle yalancıdırlar. Allâh seni affetsin! Doğru söyleyenler sana iyice belli olup, yalancıları bilinceye kadar beklemeden niçin onlara izin verdin? Allâh’a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten geri kalmak için senden izin istemezler. Allâh, kendine karşı gelmekten sakınanları çok iyi bilendir. Ancak Allâh’a ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri şüpheye düşüp kendileri de o şüphelerinin içinde bocalayan kimseler senden izin isterler. Şayet onlar bu sefere çıkmak isteselerdi, elbette bunun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allâh onların harekete geçmelerini istemedi de onları geri bıraktı ve onlara, ‘Oturun, oturan acizlerle beraber’ denildi. Eğer onlar da sizinle birlikte sefere çıkmış olsalardı, size fesad ve bozgunculuktan başka bir katkıları olmayacak ve sizi fitneye düşürmek için aranızda koşuşturacaklardı. Aranızda onları dinleyecek kişiler de vardı. Allâh zalimleri hakkıyla bilendir.” (Tewbe, 41 - 47)

 

     Dört yıldır korkunç ve acımasız bir ambargo altında bulunan Gazze’ye insanî yardım götüren ve 27 Mayıs Perşembe akşamı Antalya’dan yola çıkan “Mavi Marmara” adlı güzel gemimiz, 31 Mayıs sabahı saat 04:00 sularında, gemideki yolcular namaz üzerindeyken, yasadışı İsrail terör örgütü korsanlarının saldırısına uğradı.

 

     Siyonist İsrail bize 72. milde saldırdı. Yani uluslararası sularda. İsrailliler daha gemiye inmeden ateş açtılar. Hem de üç taraftan birden ateş açıyorlardı. Üstten helikopterle, sağdan ve soldan da hücumbotlarla üzerimize kurşun yağdırıyorlar, bomba atıyorlardı. Açıkça katliam yapmaya gelmişlerdi.

 

     Yasadışı İsrail terör örgütü, biz daha Antalya’dan yola çıkmadan “Gemileri vuracağız” diye tehditler savurmuş, askerî tatbikatlar yapmış ve hatta, 30 Mayıs günü, yani terörist saldırıdan bir gün önce uluslararası sularda (68. mil) ateş talimi yapmıştı.

 

     Bizler, her tür olasılığı göze alarak yola çıkmıştık. İsrail’in ne yapacağını kestiremiyorduk. Zira karşımızda ABD, İngiltere veya Mısır olsa, ne yapacağını önceden az çok kestirebilirdik. Fakat İsrail bu. O İsrail ki, normal bir devlet değil, psikopat ve sapık. “Yapacağım” dedi mi, yapar. O’nun “Böyle yaparsam dünya ne der?” diye bir endişesi yok. Emperyalist güçler tarafından hep şımartıldığı için dünya kamuoyunun tepkisi pek umurunda olmuyor. Kabadayıdır.

 

     Biz Gazze yolcuları, en iyimser ihtimalden en kötümser ihtimale kadar bütün olasılıkları düşünüyorduk. Aklımıza gelen en iyimser senaryo, İsrail’in hiçbir müdahalede bulunmaması, gemimizin hiçbir engelle karşılaşmadan Gazze’ye varmasıydı. Aklımıza gelen en kötümser senaryo ise, İsrail savaş gemilerinin gemimize ateş açıp gemiyi, içindeki bütün yolcularla birlikte batırması ve hepimizi öldürmesiydi. Elbette bu iki senaryo arasında yüz elli çeşit ihtimal vardı ve doğrusu karşımızdaki güç İsrail olunca, nasıl bir sonuçla karşılaşacağımızı tahmin edebilmek, bizler için hayli güç idi.

 

     Ancak onlarca senaryo arasından, diyebilirim ki, en çok ihtimal verdiğimiz iki senaryo vardı. Saldırı öncesi günlerde yaptığımız tüm istişare toplantılarında, alacağımız tedbirleri konuşurken, en çok iki ihtimal üzerinde kafa yoruyorduk. Hepimiz, büyük bir olasılıkla iki ihtimalden biriyle karşılaşacağımızı düşünüyorduk.

 

     Gerçekleşeceğini düşündüğümüz birinci ihtimal şuydu (iyimser ihtimal): İsrail bizi yolumuzdan çevirmek için gemiyi ve bizleri sürekli taciz eder, moralimizi bozmaya, kararlılığımızı kırmaya çalışır ancak fiilî bir müdahalede bulunmaya cesaret edemez. Çünkü gemide onlarca ülkenin vatandaşı var ve hepsi de sivil. Aramızda dünyanın farklı ülkelerinden milletvekilleri, yazarlar, akademisyenler, sanatçılar, sivil toplum temsilcileri var. Bizler de onların o tacizlerine karşılık vermez, onları muhatap almadan ısrarla yolumuza devam edersek hiçbir şey olmaz ve moral bozucu bir şekilde de olsa, sağ salim Gazze’ye ulaşırız.

 

     Gerçekleşeceğini düşündüğümüz ikinci ihtimal ise şuydu (kötümser ihtimal): İsrail gemilere müdahale eder, rotamızı değiştirmeye ve bizi ya İsrail limanına, ya da Mısır limanına çekmeye çalışır. Gemimizi İsrail veya Mısır limanına çektikten sonra da, insanî yardımdan müteşekkil yükümüze – Gazze’ye ulaştıracağını söyleyerek – el koyar, bizi de Türkiye’ye geri gönderir. Gerçekleşeceğini beklediğimiz en büyük ihtimal işte buydu. Fakat bizler, yolculuk boyunca kendi aramızda yaptığımız istişare toplantılarında, bunu kesinlikle kabul etmeyeceğimizi ve İsrail veya Mısır limanına çekilmeye karşı gerekirse canımızı ortaya koyarak direneceğimizi kararlaştırmıştık. Niçin? Çünkü amaç, sadece insanî yardım malzemelerinin Gazze’ye ulaşması değil, özellikle geminin Gazze’ye ulaşmasıydı. Geminin Gazze’ye ulaşması demek, ambargonun delinmesi demekti; fakat malların İsrail’e teslim edilerek O’nun kontrolünden geçirildikten sonra Gazze halkına ulaştırılması demek, tam tersine, İsrail ambargosunu meşrulaştırmak anlamına gelirdi ki bu, seyahatimizin tam tersi bir neticeye razı olmak demekti. Bizler işte bu direnişimizin neticesinde İsrail’in silaha sarılacağını tahmin ediyorduk. Ve, “Her ne olursa olsun, direneceğiz” kararı almıştık.

 

     Bizler İsrail’in silaha sarılacağını, bizleri şehid edeceğini tahmin ediyorduk, ancak bütün bu direnişlerimiz sonucunda bunu yapacağını hesaplamıştık. Oysa İsrail, direk katliam yapmaya gelmişti. Daha gemiye bindirme yapmadan, hiçbir müdahale veya geminin rotasını değiştirme girişiminde bulunmadan üzerimize ateş açtılar. Ve eğer bizler direnmeseydik, 9’un çok üzerinde şehid verirdik. İsrail şanlı direnişimiz karşısında korktu; bir buçuk saat gemiyi ele geçiremedi. Bizden korktuğu için daha büyük bir katliam yapamadı. Ancak tamamen katliam amaçlı gelmişlerdi.

 

     Bizde bırakın silahı, bir tane bıçak bile yoktu. Çünkü biz savaşmaya değil, Gazze halkına yardım götürmeye ve siyonist abluka ve ambargoyu delmeye gidiyorduk, ambargoyu nihaî olarak tamamen ortadan kaldırmak amaçlı yola çıkmıştık. İsrail’in gemiye ilk müdahalesi, ateş açmak ve katliam yapmak oldu. Dünyanın en güçlü 5. ordusunun en güçlü ve özel eğitimli birimlerine karşı silahsız olarak, tahtalarla ve yumruklarımızla tam bir buçuk saat direndik. Bizim amacımız kimseyi öldürmek değildi; direnişimizin tek amacı vardı, o da İsrail korsanlarının gemiyi ele geçirmelerini engellemekti. Çünkü gemiyi ele geçirirlerse bizi İsrail veya Mısır limanına çekerlerdi; biz buna razı değildik. Üzerimize üç taraftan kurşun ve bombalar yağdıran İsrailliler, daha gemiye bindirme yapmadan iki kardeşimizi şehîd etmiş, birini de yaralamıştı.

 

     Saldırının başladığı dakikadan geminin teslim alınışına kadar, yani o birbuçuk saatlik direniş boyunca ben geminin üst katında, direnişin içindeydim ve İsrail askerlerine karşı sadece yumruk ve tahtalarla mücadele eden grubun arasındaydım. Geminin üst katına, direnişe destek vermek için değil, fotoğraf çekmek için çıkmıştım ancak gözlerimin önünde arkadaşlarım şehîd edilince makinayı bıraktım ve ben de onlara katıldım. Şu anda hangileri olduğunu tam hatırlayamadığım iki kardeşim gözlerimin önünde kurşunlara hedef olarak şehîd oldu; iki kardeşimin de bacağından vurularak yaralandığına şahid oldum. Bir buçuk saat boyunca kafamın üstünden, kollarımın ve bacaklarımın yanından kurşunlar geçti, ayaklarımın dibinde bombalar patladı. İki İsrail askerinin esir alınmasında ben de vardım. Yıllarca içimizdeki İsrail yanlısı medya organları tarafından İsrail’in ne büyük bir askerî güç olduğunu dinleye dinleye büyümüştük. Fakat karşımızda, dünyanın en korkak, en ödlek askerleri vardı. Her türlü silah ve bombayla donatılmışlardı; üzerleri cephanelik gibiydi ama silahsız insanlara karşı aciz düşmüşlerdi. Tekmemizi ve yumruğumuzu yiyen her İsrail askeri, onlara bir şey yapmamamız için bize yalvarıyordu.  Hatta, ben görmedim ama, esir aldığımız bir İsrail askerinin bir alt kattaki tedavisi sırasında pantolonunu çıkardıklarında, o İsrail askerinin korkudan altına işediğini görenlerin anlattığı bu anekdotu Türkiye’ye döndükten sonra gazetelerde okudum / okudunuz.

 

     Esir aldığımız İsrail askerlerinin üzerinde, hiç bilmediğimiz ve tanımadığımız acayip silahlar ve bombalar çıkıyordu. Bir İsrail askeriyle boğuşmamda, suratının ortasına güçlü bir yumruk vurduğumda, burnundan kanlar fışkırmış, sonra onu yere atıp üzerindeki silahları çıkarmaya çalışıyordum. Tam merdiven başındaydık; içerisi ile dışarısı arasında. Üzerindeki silahları, bıçakları ve bombaları tek tek çıkarıp merdivenden bir alt kattaki kardeşlerime fırlatıyordum. Onlara atarken de, “Kesinlikle kullanmak yok! Bizim doktorlara teslim edilecek” uyarısı yapıyordum. İsrail askerinin üzerinden çıkarıp elime aldığım bombalar, beni hayretlere düşürüyordu. Çok tuhaf şeylerdi; yolda görsem, herhalde gece lambası falan sanırdım.

 

     O birbuçuk saatlik direniş boyunca yaşananları, tanık olduklarımı inanın yıllar boyunca anlatmak isterim. Çünkü o gemide, insanlığa yalnız direniş dersi değil, insanlık dersi de vermiştik.

 

     İnsanlığa direniş dersi vermiştik; çünkü dünyanın en güçlü 5. ordusunun en özel eğitimli birimlerine karşı, hem de silahlı ve bombalı oldukları halde, sadece yumruklarımızla, tekmelerimizle ve tahta sopalarla tam bir buçuk saat direndik. Demek siyonistlerin iddia ettiği gibi, hakikaten silahlı olsaydık, o gemiyi haftalarca ele geçiremezlerdi ve gemiyi yolcularla birlikte batırmaktan başka çareleri kalmazdı. O bir buçuk saat boyunca, hiç abartmıyorum, kurşunların, bombaların üzerine çıplak elleriyle yürüyen insanlar gördüm. Yukarıdan üzerimize ateş açan ve bomba yağdıran helikopterin, canını hiçe sayarak altına geçip aşağıdan helikoptere tahta fırlatan insanlar gördüm. Ben böyle kahramanları ve böylesi kahramanlıkları bugüne kadar sadece kitaplarda okumuştum. Yolcular gemiyi “namus” olarak görüyorlardı ve “namuslarını korumak için” canlarını ortaya atmışlardı.

 

     İnsanlığa insanlık dersi de vermiştik; çünkü bizi öldürmek, katletmek için gelmiş olan haydutları esir aldıktan sonra onlara, hiç görmedikleri ve şahid olmadıkları insanca bir muamelede bulunduk. Onlar ateş açıyorlardı, bomba atıyorlardı, arkadaşlarımızı şehid ediyorlardı; fakat biz direnişin başından sonuna kadar “Hiç kimseyi öldürmeyeceğiz” kararımızdan vazgeçmedik. Arkadaşlarımızı öldüren katilleri biz tedavi ettik. Arkadaşlarımıza, yakınlarımıza kurşunlar yağdıran ve öldüren katiller güruhunun biz yaralarını iyileştirdik, korktukları için yüzlerine kolonya sürdük. Dinlenmeleri ve kendilerine gelmeleri için yattığımız yerlere o necis bedenlerini uzattık.

 

     Şahid olduğum sadece şu olay bile, sanırım her şeyi açıklar mahiyettedir: Büfenin hemen önünde şehidlerimizin naaşları duruyordu. Yolculardan Müslüman bir kadın, şehid olan kocasının cesedi başında gözyaşı döküyor, ağlıyordu. Aynı dakika içinde, o şehidin katili, hemen yan odada bizler tarafından tedavi ediliyordu, kendine gelmesi için yüzüne kolonya sürülüyor, ona su içiriliyordu. (Bu anekdotu, içimizdeki İsrailliler, zaten beş paralık olan onur ve haysiyetlerini siyonist İsrail’e satmış, İsrail’in korsanlığını bırakıp İHH’ya saldıran kalemler için anlattım.)

 

     Saat 04:00’te saldırı ve katliamla başlayan direnişimiz, saat 05:20’de kırıldı. Silahlarla ve bombalarla donanımlı siyonist İsrail askerlerine karşı tam 1 saat 20 dakika direnmiştik. Saat takriben 05:20’de gemide bir anons yapıldı: “Arkadaşlar, İsrailliler gemimizi ele geçirdiler, lütfen daha fazla can kaybı vermeden geminin içinde bekleyelim. Direnmenin artık bir faydası yok. Gemimiz, İsrail tarafından ele geçirilmiş durumda.”

 

     Yasadışı İsrail terör örgütü gemiyi ele geçirmiş, direnişimiz kırılmıştı.

 

     Artık “direnişçi” değil, İsrail’in elindeki “esirler” idik.

 

     İsrailliler gemiyi ele geçirince, önce bir saat kadar içeri girmediler; geminin dış tarafında beklediler. Bizler ise içeride bekliyorduk; ne olacağını, bize neler yapacaklarını bilmiyorduk. Sadece sessizce bekliyor, dûâ ediyorduk.

 

     Yaklaşık bir saat sonra, saat 06:30 gibi, “Herkes tek tek dışarı çıksın” diye anons yaptılar. Bizi esir almışlar, silahları ve savaş gemileriyle etrafımızı çepeçevre kuşatmışlardı ama, inanın, hâlâ bizden korkuyorlardı. İçeri girmeye korkuyorlardı. Korkularının tek sebebi, ellerimizin bağlı olmamasıydı. Bir buçuk saat boyunca onlara karşı kahramanca direnen yumruklarımız ve tekmelerimizden korktukları için içeri girmiyorlardı. Bizi tek tek dışarı çıkartacaklar, kapıdan çıkarken de hepimizin tek tek ellerini bağlayacaklar, kelepçeleyeceklerdi. Ellerimiz bağlı olmadığı müddetçe kendilerini güvende hissetmiyorlardı.

      Bir buçuk yıl önceki Gazze saldırısı esnasında, elleri ve ayakları öpülesi HAMAS direnişçilerinin ağzından, İsrail askerlerinin ne kadar korkak olduklarına dair pek çok açıklama yer almıştı medya organlarında. Buna orada bizzat şahid olmuştuk. Karşımızda dünyanın en korkak, en ödlek ordusu vardı. Bizden yumruk yedikleri zaman yalvarıyorlar, yalvarırken (hayvanlar aleminden ve hayvan hakları savunucularından özür dileyerek söylüyorum) tıpkı köpek yavruları gibi ses çıkarıyorlar, dayak yiyince küçük çocuklar gibi ağlıyorlardı. İnanın, İsrail’i büyük bir güç ve bu terörist ordusunu güçlü bir ordu gibi gösteren, içimizdeki İsrail uşağı medya organlarıdır. Bu İsrail, dünyada kiminle savaş yapsa kaybeder. Bizi esir alıp İsrail limanına getirene kadar yüzlerini açmadılar; sadece gözleri görünüyordu. 

     Nitekim beklediğimiz gibi oldu. Tek tek dışarı çıkartıldık. Kapıdan çıkan herkesin bileklerini plastik bir bağla tek tek bağlayıp sıkıyorlardı. Sonra bizi geminin dış avlusuna çıkardılar ve ellerimiz bağlı olduğu halde, bize diz çöktürüp beklettiler. Gerçek anlamda esirlerdik artık. Kimimizin ellerini önden, kimimizin de arkadan bağlamışlardı. Bazılarının bileklerini bağlarken fazla sıkmamışlar ama bazılarınınkini çok sıktıkları için müthiş bir acı duyuyorlardı.

 

     Benim ellerim önden bağlanmıştı fakat çok fazla sıktıkları için ileri derecede acı çekiyordum. Bileklerim bağlandıktan sadece birkaç dakika sonra baktım; plastik kelepçenin iç tarafı, yani kollarım, tıpkı bir bebek kolu gibi bembeyaz, kelepçenin dış tarafı, yani ellerim ise kırmızıyı bile aşmış, resmen morarmıştı; bordo rengini almıştı.

 

     Bizler toplu halde diz çöktürülmüş, bekliyorduk. Kollarımdaki bu “bordo – beyaz” durum, yanımda bulunan kardeşlerim tarafından fark edilmiş, sağımdaki ve solumdaki arkadaşlarım, “Gidip göster kollarını, biraz açsınlar. Böyle kangren olur, bir daha ellerini kullanamazsın” diye tavsiye ediyorlardı, kısık bir sesle. Dediklerini yaptım; defalarca kelepçeli ellerimi kaldırıp, silahlarının namluları bize dönük askerleri çağırdım. Fakat onları “yardım amaçlı” çağırdığımı bildikleri için, ben ne zaman onlara dönüp ellerimi kaldırsam, mahsus kafalarını çeviriyor ve görmezden / duymazdan geliyorlardı. Aynı görmezden / duymazdan gelme tavrını, tuvalet ihtiyacı için kelepçeli bileklerini kaldıran kardeşlerimize karşı da sergiliyorlardı.

 

     Bileklerimdeki bu acıyla iki saat kadar kaldım; o iki saat, İsrail esareti altındaki en acı duyduğum saatlerdi, diyebilirim. Baktım duyacakları, cevap verecekleri yok, kendim kalktım yerimden ve onlara doğru gittim. Hemen silahlarını bana doğrultup İngilizce “Otur yerine” diye emir yağdırdılar. Durmazsam, ateş edeceklerini söylediler. Dinlemedim; “big problem” deyip yanlarına kadar yürüdüm ve bileklerimi gösterdim. Bileklerimi onlara gösterince, gözlerine özellikle dikkat ettim; şaşkın gözlerle bakmışlardı bileklerime. Kolumun resmen bir tarafı beyaz, bir tarafı da bordo olmuştu. “Okey” deyip kelepçemi biraz gevşettiler ve o an müthiş rahatladım. Gevşettikten sonra, kelepçe izleri de ortaya çıkmıştı; baktım, sanki bileklerimi bıçakla kesmişlerdi. İçimden, “Bu çizgiler herhalde ömür boyu geçmez” diye düşündüm. Benim bileklerimi neden özellikle bu kadar sıktıklarını bilmiyordum.

 

     Bizleri kelepçeli bileklerimizle, diz çöktürülmüş bir halde kızgın güneşin altında tam 7 saat beklettiler. Gemimiz ta önceki geceden taciz edilmeye başlanmış, sabah namazından başlayarak bir buçuk saat katliama karşı direnmiştik. Hepimiz hem aç, hem yorgun, hem de uykusuzduk. Ne bir dilim yemek yemiş, ne de bir dakika uyuyabilmiştik. Üstelik şehidlerimiz, yaralılarımız vardı. O halimizle bizi tam 7 saat kızgın güneşin altında beklettiler. Üstelik ellerimiz kelepçeli ve diz çöktürülmüş bir halde. Birçoğumuz gözlerimizi zor açabiliyorduk; uykusuzluktan yere çömelen kardeşlerimizi tekmeleyerek, üzerine bağırarak dik durmaya zorluyorlar; tuvalet ihtiyacında bile kelepçeleri açmıyorlardı. İnsanlar, elleri kelepçeli olduğu halde tuvalete girip çıkıyordu. Üstelik üzerimizde sürekli helikopterle uçuş yapıyorlardı. Helikopter tam üzerimize gelince mahsustan duruyordu; helikopterin o müthiş rüzgârıyla nerdeyse denize uçacağız sanıyorduk.

 

     Bütün bunları kasıtlı olarak, sırf bize işkence etmek amacıyla yapıyorlardı.

 

     Yaralılarımız vardı ama ya hiç müdahale etmiyorlar, ya da kasten geç yapıyorlardı. İsrail gemiyi esir aldığında bizim sadece 4 veya 5 şehidimiz vardı. Diğer kardeşlerimiz yaralıydı. Şehidlerimizin bir kısmı aslında yaralıydı ve İsrail kasten müdahale etmediği için, saatlerce yaralı halde bekleyip kan kaybından öldüler.

 

     Oysa bizler, kardeşlerimizi öldüren o katillerin bile tedavisini yapmıştık, direniş esnasında.

 

     Bizleri aç, yorgun, uykusuz ve perişan bir halde 7 saat boyunca kızgın güneşin altında beklettikten ve helikopterle üzerimizde hareketler yapıp işkence ettikten sonra kelepçelerimizi çözerek tek tek geminin içine aldılar. Burda da keyfi davranıyorlardı; bazı kardeşlerimizin kelepçelerini çözmüşler, bazılarını çözmemişlerdi. Benimkini çözdüler.

 

     7 saat sonra tekrar geminin içine girdiğimizde, korkunç gerçekle karşılaştık: Bütün eşyalarımız tekmelenmiş, yağmalanmış, gaspedilmişti. Fotoğraf makinalarımızı, cep telefonlarımızı, kitaplarımızı, elbiselerimizi, çoraplarımıza ve iç çamaşırlarımıza varıncaya kadar her şeyimizi yağmalamış ve almışlardı. Gerçek anlamda korsanlık yapmışlardı. Demek ki karşımızda sadece dünyanın en korkak ve ödlek ordusu değil, aynı zamanda en hırsız ordusu da vardı. Qûr’an-ı Kerîm’leri bile fırlatıp atmışlardı yere.

 

     Demek biz dışarıda kızgın güneşin altında bekletilirken, onlar ganimet paylaşımı yapıyorlardı.

 

     Şimdi tekrar geminin içindeydik ama üzerimizdeki kıyafetlerden başka her şeyimizi kaybetmiştik.

 

     Biraz sonra gemi hareket etmeye başladı; İsrail limanına, Aşdod’a doğru.

 

  Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır   (Su İntifadası’nın 3. bölümü haftaya)
Görüntüleme sayısı: 882

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:

Güvenlik kodu:* Code
Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2007 by Arthur Konze - www.karakocan.info
All right reserved

 
[ Geri ]

İş Rehberi / Golden Guide

Kayıt Ekle
Arama

POPULAR BÖLGESEL HABERLER

  • TSK, Kürdistan Ormanlarını Yakmaya Devam Ediyor
  • Bingöl'de ormanlık alan ateşe verildi
  • Çırav dağı eteklerinde coşkulu festival
  • Diyarbakır'a Kürtçe tabelalar geliyor
  • DTP, oybirliğiyle "demokratik özerk"liği kabul etti

Arşiv Menüsü / Archives

Bölüm Haberleri / Section
Köşe Yazıları / Authors
Olaylar ve insanlar Arşivi
Dost Linkler
Bizden Biri Arşivi

Popular Haberler

  • Karakoçan'da Polis Aracı Devrildi...
  • Sabire Yaman 'ı vuran polis tutuklansin
  • Türk Askerleri bir 'Ceylan'ı daha öldürdü !
  • Elazığ 8. Kolordu Komutanına Tutuklama
  • 'BDP Dörtyol'a mutlak girecek'

karakocan.info bizbize forumu

Karakoçan'da iz birakanlar (2613h 23min)
Medin a?a... (2613h 35min)
Kemalett?n gÜverc?n (2613h 36min)
Karakoçan’?m bir sevdad?r (2665h 20min)
Navên gundê depê nivisîne, xwe... (2697h 40min)

foruma git...

Ziyaretçi Defteri/ Guest Book

erkan coşkun
Sevgili site editörüne; karakoçanlı,kığılı,mazgirtli,nazimiyeli,kovancılarlı,palulu hemşerilerim.B
Devam Et
Deftere Yaz

POPULAR KÖŞE YAZILARI

  • Sürgün
  • Şiddet ahtapotu
  • Munzur Festivalinde Mazlum DOĞAN unutulmamalıdır
  • Gemiler Gemiler Kalkıyor Limanlardan Limanlardan
  • Kurêşan Aşireti ve "Gandi" Kemal'in "Türkmenleşmesi"

Giriş/Login Menü






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Implemented by haagseDesign | Disclaimer | Bize Ulaşın iletisim

İçerik sunucu karakocan.info sitesi; yayımlanan herhangi bir içerik (media-text) veya içeriklerden dolayı doğrudan veya dolaylı olarak sorumluluk kabul etmez.

©Karakoçan Sevdalıları